Harun Yahya

Laboratuvar ortamında molekül üretmek evrime delil değildir

Nature dergisinin 29 Ekim sayısında, "Test tüpünde oluşturulan bir enzimle yaşamın ortaya çıkışı açıklanabilir" başlıklı bir makale yayınlandı. Buna göre bilim adamları "ribozim" ismini verdikleri bir molekülü test tübünde oluşturmuşlardı ve bu gelişmenin evrime delil olduğunu iddia ediyorlardı. Öncelikle Darwinistlerin bu iddiası yeni değildir ve "deney tüpünde evrim" iddialarına daha önce verilmiş cevabımız vardır (Detaylı bilgi okumak için tıklayınız)

Makalede iddia edilenin aksine bu deneyde sıfırdan ve tesadüfen oluşan bir molekül söz konusu değildir, deney tüpünün içinde kullanılan zaten var olan bir RNA’dır ve bunun üzerinde değişiklik yapılmıştır. Nitekim makalenin içinde rastladığımız birçok çelişki ve sürekli tekrarlanan “Nasıl oluyor da ilk RNA oluştu ve enzim nasıl olup da böyle çalışıyor?” gibi sorular da deneyin sonucunun evrime bir delil oluşturmadığını bize göstermesi bakımından önemlidir.

Tekrar vurgulamak gerekirse çalışmada “zaten var olan bir RNA”’dan tek bir parça alınmakta ve bu parça da orjinal RNA sarmalını referans alarak bir kopyalama yapmaktadır.

Makale tamamen hayali spekülasyonlara dayalı bilimsel delillerden yoksun demagojilerle süslenmiş vaziyettedir. Evrimciler yaşamın başlangıcını oluşturduklarını iddia ettikleri ilk molekülün doğal koşulların etkisiyle, sözde tesadüfen oluştuğunu varsayarlar. Dolayısıyla evrime delil teşkil etmesi için laboratuvardaki bu “deney tüpünde evrim” çalışmasındaki mokelükün de böyle oluşması gerekir. Oysa evrimcilerin ürünü olan “ribozim” tesadüfen oluşmamış bütün şartların kontrol altında tutulduğu bir laboratuvar ortamında, üstelik de var olan bir RNA kullanılarak kopyalama yapılmıştır. Sıfırdan bir molekül oluşmamaktadır yani yoktan bir varediş söz konusu değildir.

Bunun yanısıra Darwinistlerin iddia ettikleri gibi bir tesadüfen oluşum moleküler anlamda söz konusu bile değildir. RNA veya protein oluşması için mutlaka başka proteinlere ihtiyaç vardır. Bu bilimsel gerçek evrim teorisine en öldürücü darbeyi vurmaktadır.

DNA bilindiği gibi proteinlerin kodunu taşıyan ve canlıların bedenlerini ve hücrelerini oluşturan protein ve RNA moleküllerinin şifrelerini gen olarak bulundurmaktadır.  RNA ribonükleik asit anlamına gelmektedir. Genetik bilgi DNA molekülünden RNA molekülleri olarak kopyalanır ve bu kopyadan protein molekülleri sentezlenir.

RNA DNA’nın kopyasıdır. Herhangi bir genden protein kodlanmak gerektiği zaman genin mesajcı RNA kopyaları üretilir. Gerek RNA gerekse proteinler veya DNA’nın kendisi sadece proteinler tarafından enerji kullanarak doğadan farklı olarak son derece kontrollü ve özel bir ortam olan canlı hücresi içerisinde sentezlenebilir. Bu bilimsel gerçek evrimin tüm iddialarını en baştan bitirmekte ve yaratılışı ispatlamaktadır.

Aslında Darwinistler de proteinlerin hiçbir şekilde tesadüfen olamayacağını, proteinleri sadece başka proteinlerin üstelik de DNA’nın varlığında sentezleyebileceğini çok iyi bilmektedirler. İşte bu nedenle de kendi kendini kopyalayabilen yani bir enzim özelliği olan ribozim isimli RNA moleküllerinin tesadüfen ortaya çıktığı şeklindeki hayali senaryolarına zaman zaman başvurmaktadırlar.

Oysa doğada hiçbir zaman kendi kendini kopyalayabilen RNA molekülleri gözlemlenmemiştir[1]. Daha da önemlisi RNA moleküllerinin başka proteinler yani enzimler olmadan tesadüfen oluşmaları imkansızdır[2].

Nitekim söz konusu çalışmada bu konuya hiç girilmemekte laboratuvar ortamında zaten hazır bulunan RNA molekülleri kullanılmaktadır. Çünkü RNA’yı oluşturan ribonükleik asitler canlı hücrelerinde sadece enzimler tarafından sentezlenebilmektedir.

Dolayısıyla yapılan çalışma aslında, öncelikle hazır RNA moleküllerinin kullanılması ve daha sonra da tamamen kontrollü laborutuvar ortamında yapılması nedeniyle yaratılışa delil olarak kullanılabilir. Hiçbir şeyin tesadüfe bırakılmadığı bir ortamda gerçekleştirilen bu deney bize evrimi değil canlılığın tesadüfen ortaya çıkamayacağını kanıtlamaktadır.

Böyle bir deney elbette evrimi deneysel olarak reddetmekte aksine Allah’ın sonsuz güç ve ilmiyle canlılığı yarattığını kanıtlamaktadır.

Ya, Biz ilk yaratılışta güçsüz mü düştük? Hayır, onlar 'karmaşık bir kuşku' içindedirler. (Kaf Suresi, 15)

 


[1] Alberts Molecular Biology of The Cell 5 th edition p 402, 2008 Garland Science



[2] Alberts Molecular Biology of The Cell p 407, 5th edition 2008 Garland Science



 

Masaüstü Görünümü